İletişim Sayfası Püfleri
Posted by evren | Filed under Genel
Her sitenin olmazsa olmazı iletişim sayfaları. Bu sayfaları hazırlarken nelere dikkat etmelisiniz, doğrular, yanlışlar, hızlı bir özet için okumaya devam edin.
- İletişim için mutlaka en az 1 tane e-posta adresi verin.
- Departmanlara ayrılmış bir iş yapıyorsanız, ilgili departmana ait yetkilinin adını, soyadını ve departman e-posta adreslerini ayrı ayrı verin. (Örneğin, satis@sirketiniz.com, muhasebe@sirketiniz.com)
- Mesajın kime gideceği hakkında bilgi verici e-posta adresleri belirlemeye çalışın, genel bir iletisim@sirketiniz.com, info@sirketiniz.com e-posta adresi kullanmaktan kaçının. (Örneğin, teknikdestek@sirketiniz.com, rezervasyon@sirketiniz.com)
- Sitenizin iletişim sayfasına iletişim formu koymayın. Bir e-posta adresi yazmak yerine iletişim formu koymak birkaç özel durum haricinde kullanıcılarınız ve sizin için zaman kaybından başka bir şey değildir. Her gün yüzlerce e-postalık bir trafiğiniz varsa, trafiği, süreçleri otomatize etmek, veri tabanına kaydetmek gerekiyorsa form kullanabilirsiniz. Ama haftada bir kişinin teklif almak amacıyla kullandığı bir siteniz varsa form kullanmaktan kaçının.
- Sadece adresinizi yazmayın, mutlaka tariflere de yer verin, unutmayın iyi verilmiş bir tarif sizi gereksiz telefon konuşmalarından kurtararak tasarruf etmenizi sağlar.
- Kimlerin hangi amaçla iletişim sayfanızı ziyaret edeceğini düşünün, bilgiyi bu kullanıcıların ayrı ayrı ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde organize edin.
Formlar kullanıcılarda caydırıcı etki yaratır. İletişime geçeceği varsa da formu gören kullanıcı mesajının siber uzayda kaybolacağını düşünerek, ya da form alanlarını doldurmaya üşenerek vaz geçme eğiliminde olur.
Sitenizin yabancı dil versiyonunu hazırlarken dikkat etmeniz gereken 7 nokta
Posted by evren | Filed under Genel, Site Hazırlama, İnternet Okur Yazarlığı, İş yönetimi
1.Amaç
Amacınızı iyi belirleyin. Neden sitemi yabancı bir dilde hazırlıyorum sorusunun cevaplarını üzerlerinde düşünerek verin.
2. Menü
Sitenizin menüsünü kurgularken Türkçe sitedekinden farklı bir menü hazırlamak gerekebilir. Örneğin tekstil sektöründe faaliyet gösteriyorsanız, Türkçe sitede Türkiye’deki tekstil sektörünü anlatan bir linke ihtiyacınız yokken, yabancılara yönelik sitenizde bu sektör hakkında bilgi olması gerekecektir.
3. İçerik
Aynı şekilde içeriğinizi hazırlarken de ne sizi, ne de Türkiye’yi hiç tanımayabilecek bir kitleye hitap edeceğinizi unutmayın. Örneğin, Türkiye’de bilinen bir marka olmanız iletişim kurmayı amaçladığınız yabancı firmaların da sizi tanıyacağı anlamına gelmiyor mesela. Şirketiniz hakkındaki bilgi sayfasına markanızın hikayesini de eklemeniz gerekebilir.
4. Slogan
Bir sloganınız varsa aynen çevirmeyin. Sloganın mesajları hitap ettiğiniz ülkeye göre ayrışabilir. Türkiye pazarında “Kalitenin Adı” olan bir sloganın İngiltere pazarına “Since 1890″ şeklinde girmesi daha mantıklı olabilir.
5. Çeviriye dikkat edin
Türkçe sitenizin içeriğini bir çeviri bürosuna göndererek çevirtmeyin. Ya da çeviriler elinize ulaştıktan sonra terminoloji hatalarına bakın, amacınıza uygunluğuna göre mutlaka gözden geçirin.
6. Eş dosttan uzak durun
Çeviri maliyetlerinden kaçınmak için eşten dosttan çeviri yardımı istemeyin.Komik duruma düşersiniz.
7. Yabancı dilleri simgelemek için bayrak kullanmayın.
Aynı dili konuşan farklı ülkeler olduğunu unutmayın, İngilizce linkine Amerikan bayrağı koyarsanız, İngilizler ne düşünür?
Konkurlar Hakkında
Posted by evren | Filed under Genel
Konkurlar öğlen yemeği için 5 tane restoranda yemek yeyip, sadece yemeği en çok beğendiğiniz restoranda hesabı ödemeye benzer. Böyle bir şey yapan var mı? O zaman neden konkur açıyorsunuz, ve konkurlara katılıyorsunuz?
Esin ve teşbih için teşekkürler:
Yazılar, GMK, Ekim 2009
Erik Spiekermann (www.icograda.org)
2009 Astronomi yılı, SETI ve distributed computing
Posted by evren | Filed under Genel, Yeni Teknolojiler
2009′u Uluslararası Astronomi Yılı olarak kutluyoruz. Yüzüncü ülke olarak Bangladeş’in de katılımıyla yıl boyunca düzenlenen etkinliklerle bireylerin astronomiye olan ilgisinin artırılması hedefleniyor. Ayrıntılı bilgi için: http://www.astronomy2009.org/
Son yıllarda astronomi denince en çok konuşulan projelerden biri de SETI@home. 1960′larda başlayan SETI (Search for Extra-Terrestrial Intelligence) projesi 1999 yılında dahiyane bir fikirle ivme kazandı. Uzaydan toplanan datanın tek bir kaynakta, yavaş ve yüksek maliyetlerle taramak yerine interneti kullanarak dünyada atıl durumda bekleyen milyonlarca bilgisayarı kullanmak!
SETI@home bir ekran koruyucu, bilgisayarınıza kurduktan sonra internet üzerinden taramanız için bir miktar data indiriyorsunuz, ardından bilgisayarınızı kullanmadığınız zamanlarda, ekran koruyucu olarak devreye giriyor ve indirmiş olduğunuz datayı tarıyor, tarama bitince sonuçları SETI’ye geri gönderip yeni bir paket indiriyorsunuz. Şu anda dünyada 5.2 milyon kullanıcı ile en büyük Distributed Computing projesi.
Meraklısına SETI@home hakkında daha fazla bilgi almak ve araştırmalara katılmak için: http://setiathome.berkeley.edu/
Burada bizi ilgilendiren bir başka konu var. Distributed Computing.
İnternetin yaygınlaşmasıyla teorik olarak dünyada milyonlarca bilgisayar birbirine bağlanmış durumda. Atıl durumdaki bilgisayarların işlem kapasitesini değerlendirme üzerine kurulu bu sistem şimdilik sadece bilgisayarın kullanılmadığının garantisi olan screensaver modundayken ve ancak bir kaç proje için kullanılıyor. SETI@home bunlardan en dikkat çekeni, bir diğeri de genetik hastalıklara çözüm bulmayı hedefleyen Folding@home projesi.
Önümüzdeki 10 yıl içinde internetin alt yapıdan bağımsız, satın alınan her bilgisayarla gelecek bir standart olacağını ön görüyorum. Bunun bir yansıması olarak her bilgisayarın işlemcisinin o anda kullanılmayan bölümünün ihtiyacı olan bilgisayarlar tarafından kullanılabileceği bir sisteme geçeceğimizi ve çok daha düşük maliyetlerle çok daha güçlü bilgisayarlara kavuşacağımızı. Bu çözüm sadece işlemci seviyesinde değil data, ek donanımlar, uygulamalar seviyesinde de kullanılmaya başlayacak, ve aslında hepimiz tek bir bilgisayarı kullanıyor olacağız.
7 adımda kısa esinlenme turu
Posted by Aydincan | Filed under Genel
KK34'te bir esinlenme anı.
Bundan yaklaşık yedi sekiz sene önce Evren’le birlikte çalışan ingiliz tasarımcı bir arkadaşımız vardı. Tasarım yaklaşımı ve işçiliği her el attığı işte ufkumuzu açıyordu. Arada sırada 3 kişi tasarım yarışmaları yapıyorduk ve birbirimize notlar veriyorduk. Sanırım en iyi tasarım da akşam yemeği filan kazanıyordu.
Yine onun kazandığı bir akşam sordum, “Ey sevgili Stuart, ben nasl daha iyi tasarımcı olabilirim?”. “İyi esinlenerek” diye cevap verdi. Ardından da bir şeyler anlattı ama ben fazla anlamadım. Nereden esinlenecektim, esinlenmek tam olarak ne demekti? Pırasaya benzeyen bir araba çizsem pırasadan esinlendim diyebilir miydim? Birilerinin yaptığı bir şeyi mi kopyalamalıydım?… Yıllar geçti, söylediği şey hep aklımdadır. Ama yıllar içinde kendi kendime ve çalıştığım ekiple esinlenmeyi yönetmeyi çok iyi anladım ve gerçekten iyi araştırma + esine dayanan işlerim istisnasız başarıya ulaştı. O zaman benim içinde bulunduğum esinle ilgili karmaşık durumda, şu anda olan ve esinlenme nedir nasıl olur diye düşünen genç tasarımcılar için kısa bir derleme yapıyorum. Bu aynı zamanda günlük rutinde kendini tekrarlamaya başlamış ve kısa çıkış yolları arayan ileri seviye tasarımcılar için de faydalı olacaktır. Yukarıdaki fotografta kendi logomuzu tasarlarken, güncel dergi ilanları üzerinden tüketicileri ve markaları anlamaya çalışıyoruz.
Esinlenmek aslında biraz şeklini bildiğiniz, görmeye alıştığınız şeyler dışında başka güzel sistemler, eşyalar, duygular da olabileceğini anlamaktır. Ve illa oralardan kendinize bir örnek ya da kavram çıkarmanız gerekliliği yoktur. Sadece günlük düşünce kalıplarınızdan çıkın ve biraz başka şeyleri de anlamaya çalışın, o kadar. Burada anlamanız gereken ikinci önemli şey de tabi ki çalıştığınız konu. Geçelim benim kullandığım esin yöntemlerine.
1. Ofisten çıkın, ofisten çıkın, ofisten çıkın
Evet fikir kanallarınızı açmak için her şeyden önce günlük ofis/iş rutininin dışına çıkmanız gerekiyor. Benim yaptığım ilk iş kendimi ofisin dışına atmaktır. Biraz boş boş gezerim sonra sırası karışık olmakla beraber şunları yaparım, siz de yapın.
2. Sahaflara göz atın
Spesifik bir şey aramayın ve yine öylece gezin. Örneğin Beyoğlu Aslıhan pasajındaki sahaflarda sepetler içinde siyah beyaz ya da renkli eski fotograflar olur. Bir iki eski sayı dergi alın, ucuz olurlar, içlerinde çok güzel eski yazılar ya da bakış açınızı yeniden oluşturacak eski trendleri taşıyan reklamlar olabilir. Tasarım konunuz hakkında ya da yakınından geçen eski bir kitap alın, mutlaka çok ince ve size değişik gelebilecek şekilde ele alınmıştır. Eski şeyler iyidir, çünkü insanlığın, kültürün ya da şeylerin hakkında elle tutulabilir tecrübe edilebilir bir tarih sunarlar.Sahafların ucuzluğu açısından da, mutlaka konuya dair elle tutabileceğiniz bir şeyler yanınıza alın.
3. Yol üstündeki bir sergiyi gezin
15-20 dakikada bir sergi gezerek çok şey kazanabilirsiniz. Sergiler, küratörler tarafından bir sanatçının (ya da bir kaç) toplanmış, konusunu en iyi ele aldığı çalışmalarından oluşan derlemelerdir. Bu sebeple sanatçının spesifik bir alana kafayı nasıl taktığını, zaman içinde nasıl dönüşüm geçirdiğini, bir konunun nasıl derinlemesine işlenebileceğini görürsünüz. Bir sergiye gittiğinizde kısa bir süreliğine konuyu ve sanatçıyı yaşarsınız . Genelliklede bir sergi deneyimi uzun süre aklınızdan çıkmaz.
3. Güncel dergileri alın
En iyi ve en kolay yapabileceğiniz araştırma ve esinlenme yöntemi konu hakkında güncel kitaplar bulup göz atmak ve konu özelinde varsa dergilerin son sayılarını alıp incelemektir. Bazen bazı konularda özelleşmiş kitapçılar olabilir onları sakın kaçırmayın. Ofise buralardan sakın eliniz boş dönmeyin, dergiye kitaba ayıracağınız 30 40 TL size iyi bir iş çıkarma fırsatı verebilir.
4. Konuya yaklaşın ve soru sorun
Konunuz neyse, içinde olan birilerini bulun ve sorular sorun. Görüş ve düşünceleri öğrenin, belli bir miktar parası olsaydı problemi nasıl çözerdi, bunları öğrenmeye çalışın.
5. Tasarımcı gözle mağaza gezin
Normalde girmeyeceğiniz mağazalara girin ve oradaki ürünleri tasarımcı gözüyle inceleyin. Örnek: Erkekler, zara, mango ve accesorize’a baksın. Evet, bayağı bildiğin kapıdan içeri girin ve yeni sezon ürünlerini tek tek süzün, dokunun ve arkasındaki kararları, o an o rafta neden bulunduklarını gözden geçirin. Oradan bir ayakkabıcı ve mutfak malzemeleri ya da ankastre mutfak satan dükkanlara bakabilirsiniz. Kızlar, teknosaya, sony’ye girsin, LCD televizyonların özelliklerini anlamaya çalışsın, modellerin arasındaki farkları değerlendirsin, oradan birlikte büyük bir oyuncakçıya gidilsin ve her şey mıncıklansın. Oyuncaklar iyi çakra açar.
6. Onlarla vakit geçirin
Kimlerle efendim? Tasarımınızın briefinde belirlenmiş hedef kitleyle tabi ki. Onların bulunduğu yerlerde bulunun ve konunuza uygun hayatlarında bulunan başka şeylerle nasıl vakit geçirdiklerini görün. Mümkünse çaktırmadan kameraya da çekin. Üstlerine, başlarına, kitaplarına, telefon ve arabalarına, yediklerine, içtiklerine her şeye bakın ve düşünün. Satın alma kararlarının arkasında neler yatıyor. Ne sebeple o tercihi yaparak ürünü ya da hizmeti hayatlarına almışlar. Ürünler onlara neler vaad etmiş,
7. Yeni ve rahat kullanabileceğiniz malzemeler edinin
Şimdi o çizerim diye aldığınız ama sayfalarına bir türlü kıyamadığınız defteri kütüphanenizde bir yere kaldırın ve son olarak bir kırtasiyeye girin. Kesinlikle “acımadan kullanabileceğiniz” büyükçe kağıtlar (50×70) ve güzel koyu koyu renkli markörler alın. Ofise dönün ve deneyimlediklerinizi çok kasılmadan kağıda geçirin. Onlar yavaş yavaş toparlanmaya ve size yeni fikirler olarak geri dönmeye başlayacaktır. Bunun dışında yeni ve güzel malzeme kendinize “işinizi yaptığınızı” hisettirir ve yeni fikirlerin çıkmasında etkili olur.
Bu 7 madde benim çoğu zaman kullandığım standart bir esin turudur. Bu turu tamamladığınızda bazen turun yarısında bir fikre varmış olabilirsiniz bazen eliniz fikir açısından boş dönebilirsiniz. Ama turdan asla eliniz fiziksel olarak boş dönmeyin, elinizde bazı notlar, biraz dergi ve kitap, bir kaç obje, biraz fotograf ve video olsun. Onlar bütün çalışmanız boyunca yanınızda dursunlar ve konuyu yaşadığınızı size hisettirsinler. Bu maddelerin arasına interneti yazmadım çünkü internet bir madde olmanın ötesinde bir dünya ve orada bir tur atmak ayrı bir yazımın konusu. Bütün bunlara ek olarak durum ve ekonomi ne olursa olsun yılda en az üç kere yurtdışında her hangi bir yerlere gidin.
Web Sitelerinin Alt Sayfalarında Kullanılan Görseller
Posted by evren | Filed under Genel, Tasarım
Klasik grafik tasarımda kullanılan her bir eleman bir amaca hizmet eder. Amaç kısıtlı bir alanda iletilmesi gereken mesajı en uygun araçlarla iletmektir. Bir şirketi tanıtmayı hedefleyen bir broşür; matbaa, renk sayısı, kağıt boyutu. cilt gibi unsurlar tarafından tanımlanmış kurallardan kaynaklanan kısıtlamalara tabidir. Mesajınızı tanımlı ve kısıtlı bir alan içinde vermek zorundasınızdır.
Web sitelerinde ise bu kısıtlamalar yok gibi görünmektedir. Açılan her bir sayfa bize doldurulması gereken bomboş bir alan sunar. Bugüne kadar bulunan en yaygın çözüm sayfanın başlığıyla ilgili görsellerle bu boşlukların doldurulmasıdır. Bu hızlı çözümün hazin sonucu kulağında bir kulaklıkla konuşan gülümseyen bir kadın görselli milyonlarca iletişim sayfasıyla, bir toplantı masasının etrafına toplanmış ciddi insanlar görselli hakkımızda sayfalarıyla dolu bir internet oldu.
Bir süre sonra bu görsellerden sıkılan site sahipleri bu kez yavan konseptlere rağbet etmeye başladılar. Telefon operatörünün yerini yakın plan el sıkışmalar, toplantı masalarının yerini yumurta sepetleri almaya başladı. Sizce bu seçimler internete taze bir soluk getirip, sorunları çözdü mü?
Peki bu sorunun çözümü nedir?
Çözüm klasikleşmiş tek taraflı site haritası şablonlarını bırakıp, kullanıcı odaklı, amacın ne olduğunu doğru analiz eden daha az sayfadan oluşan web siteleri hazırlamakta yatıyor. Hakkımızda, basında biz, vizyonumuz, misyonumuz gibi aslında kullanıcıların çok küçük bir bölümünü ilgilendiren bilginin geri plana çekilmesi, gerekirse tek bir sayfada toplanması, ana site haritasının baştan doğru tespit edilmiş site amaç ve hedeflerine uygun olarak hazırlanması gerekiyor. Böylece sitedeki “boş” sayfa sayısı azalacak. Bu yaklaşım hem kullanıcının zamanını harcamayacak, hem projenin maliyetlerini azaltacak, hem de tamamlanma süresini kısaltacaktır.
Web sitelerini de klasik grafik tasarımın bakış açısıyla, ekonomik, hızlı, mesaj taşıma kurallarına uygun hazırlamak gerek. Seçilen her bir görsel bir amaca hizmet etmeli, hiç bir görsel sadece boşluk doldurma amacıyla kullanılmamalıdır.
Tags: İçerik, Site Haritası
Biliyor muydunuz? #02
Posted by evren | Filed under Bilgisayar Okur Yazarlığı
F Klavye Türkçe kelimelerdeki harflerin kullanım frekanslarına uygun olarak, Türkçe için düzenlenmiş bir klavyedir ve 1955 yılından itibaren Türkiye’de standart klavye olarak belirlenmiştir.
Q Klavyede ise ş, ğ, ı gibi bizim alfabeye özel harfler Q Klavye tarafından kullanılmayan karakterlerin yerlerine sıkıştırılmıştır.
Tags: F Klavye, Türkçe Karakter
Resim Formatlı E-Posta İmzalarına Hayır!
Posted by evren | Filed under Bilgisayar Okur Yazarlığı, İş yönetimi
E-Posta imzalarının 2 işlevi vardır,
- Esas İşlev: E-Postayı gönderen kişiye ait iletişim bilgilerini iletmek (Bir kartvizit türevi olarak düşünülebilir)
- Yan İşlev: Kurumsal imajın bir parçası olmak
İdeal E-Posta imzalarının metin tabanlı, tıklanabilir alanlara tıklanabilen, kopyala-yapıştıra müsait bir şekilde hazırlanması gerekir. Telefon numaranızı bilgisayarındaki adres defterine aktarmak ya da web sitenizi ziyaret etmek isteyen muhatabınızın hayatını kolaylaştırmalıdır.
Ne yazık ki E-Posta imzaları son dönemde içinde bulunduğumuz kurumsal abartının etkisiyle ilk işlevini yerine getirmekten çok uzak bir noktada, boyutları 200 kilobyte’a kadar çıkan resimlerin hiçbir yerine tıklanmıyor, kullanıcı hakkında bilgi vermek yerine kurumun kampanyaları, ürünleri hakkında bilgi taşıyan bir reklam alanına dönmüş durumda.

Size gönderilen e-postadaki attachment’ları kaydetmeye çalıştığınızda, 4 tane ilgisiz imza görselini de kaydetmek zorunda kalıyorsunuz. Aynı mesaj üzerinden yazışmaya devam ettikçe her bir mesajın içindeki imza görsellerinin sayısı arttıkça artıyor.
Olanağınız ya da yetkiniz varsa metin tabanlı e-posta imzalarına geri dönün, farklı bir amaç ve işlev için oluşturulmuş bir sistemi daha suistimal etmeyelim.
Lack of Appreciation
Posted by evren | Filed under Genel, Kişisel Gelişim, İş yönetimi
İngilizce başlık atmamın nedeni “Takdir Etme” kavramına olan uzaklığımız. Belki İngilizce yazarsam anlaşılır diye düşündüm. Hatalar, sorunlar, eksikler, gecikmeler, deadline’lar içinde yolumuzu o kadar kaybetmiş durumdayız ki, çevremizdeki 3-5 tane doğruyu, iyi şeyi, güzel şeyi takdir etmeyi unuttuk artık. Uzatmayacağım…
Bugün hepimize bir iyilik yapın, sadece 1 kişiyi dahi olsa yaptıkları nedeniyle takdir edin, teşekkür edin.
İşinizi sahiplenin, kendinize yatırım yapın
Posted by evren | Filed under Genel, Kişisel Gelişim
Yapılması gereken bir iş peydahlandı. Nereden çıktı şimdi bu iş diyorsunuz, sinirlisiniz, mutsuzsunuz, çünkü sizin işiniz olmadığını düşünüyorsunuz… Sakinleşin, nihayetinde öyle ya da böyle işi yapmanız gerekiyor. Öyleyse neden en iyi şekilde yapmayı denemeyesiniz?
Sakin bir şekilde o işi yapmak için neler yapılması gerektiğine biraz kafa yorun. Yapılması gerekenleri basit to-do’lara parçalayın. Ardından araştırmaya başlayın. Araştırmanız sırasında pek çok yeni şey öğrenmeye, yeni insanlarla tanışmaya, eski arkadaşlarınıza danışmaya başlayacaksınız. To-do’larınıza birer birer check’ler attıkça iş ilerleyecek ve sonunda tamamlanacak.
Bu yaklaşımı hiç bir işi küçümsemeden, yapmanız gereken her işe uygulamaya başladıkça öz güven ve öz saygınız da artmaya başlayacak. Uyduruk iş problemlerini çözerken, problem çözme yeteneğiniz gelişecek ve gelecekte karşınıza çıkan herhangi bir sorunu kolayca çözebildiğinizi fark edeceksiniz.
Unutmayın, “Ne yaparsam aslında kendim için yapıyorum.”
Yapılan en küçük iş dahi, yerleri süpürmek, site ziyaretçi istatistikleri hakkında rapor yazmak, ana sayfadaki haberleri güncellemek, ayakkabılarınızı boyamak, ertesi günkü toplantı için bir sunum hazırlamak, sahiplenildiğinde insana yeni yöntemler geliştirme, düşünmeye o basit işle başlayıp kuantum mekaniğine kadar uzanan bir yolculuğa çıkma, işi daha hızlı tamamlayıp, kalan zamanı istediği gibi geçirme olanağı yaratan fırsatlardır.
İster bir sekreter olun, ister devasa bir çok uluslunun bir departmanında insan kaynakları çalışanı; ister bir su tesisatçısı olun, ister bir tasarımcı işinizi yaparken nasıl daha kolay, daha hızlı ve daha iyi yapabileceğinizi sürekli düşünün, çalışmanızı hızlandırmak için gerekirse o işi normalde yapacağınızdan 2 kat daha fazla zamanı deneme, yanılmaya ayırın. Bu hiç bitmeyecek, yaptığınız her işle tekrarlanacak sürekli egzersizin amacı, yine kendinizi geliştirmek, aslında yaptığınız işle uzaktan yakından alakası yok.
Son bir nokta daha, ne iş yapıyor olursanız olun o işi hakkını vererek yaptığınız takdirde başkaları tarafından fark edilirsiniz, saygı görürsünüz, takip edilirsiniz yani kısacası karşılığını alırsınız, ama bu sadece doğal bir sonuçtur, amaç değil.
Unutmayın ne zaman ki bir deadline aksar, bir e-maile yanıt gelmez, gönderilmesi gereken bir dosya gecikir, bir iş hatalı basılır, trafik tıkanır, elektrik kesilir, bir uçak düşer, internet yavaşlar, emin olun arkasında yapılması gerekenin bir başkasının işi olduğuna inanan birileri vardır.
Tags: Kişisel Gelişim